Kudüs Foto Galerİsİ

[ Arşiv ]



Ana Sayfa | Künye | Sitenin Haritası | Bize Ulaşın

Ana Sayfa > Kudüs Hakkında


Kudüs’te Ekonomi ve Sosyal Hayat

Kudüs halkının bugünkü ekonomik durumu son derece zor ve sıkıntılıdır. Bu durum, işgal güçlerinin Filistin halkını tehcire zorlamak için, Kudüs’ün yerlisi Arapları fakirleştirme konusunda takip ettiği politikanın bir sonucudur. Bu konuda işgal güçleri değişik yollar takip etmiştir. Şunlar işgalcilerin uygulamalarından sadece bazılarıdır:
Kudüs halkından Yahudi değil de Filistinli olanlara ağır gayrimenkul vergi yükleri yüklemek. Bunu da evin genişliğine, yüksekliğine ve pencerelerinin genişliğine göre hesaplıyorlar. Filistinlilerin evlerinin –özellikle de eski olanların- Yahudilerinkinin tersine pencereleri geniş ve tavanları yüksektir.
Bunlara ilaveten işgal güçleri birçok bahane ve yolla toprak sahibi Kudüslülerin topraklarını kullanmalarını engelliyorlar. Örneğin Kudüs’ün doğusundaki toprakların % 53’ü, yeşil alan veya kapalı güvenlik alanı olmaları nedeniyle düzenlemenin dışında kaldığı iddia edilerek ayrı bir kategoriye tabi tutulurken, % 33.5’i İsrail tarafından müsadere edilerek buralarda Yahudiler için yerleşim birimleri yapıldı. Sonunda Filistinlilere, Kudüs topraklarında ziraat ve ev yapımında kullanabilecekleri sadece % 13.5’lik bir bölüm kaldı.
İşgal altındaki Kudüs’te çalışan işçi sayısı 80 bine varmıştır. Bunların % 40’ı işgalcilere ait kurumlarda, % 15’i Batı Yaka’da çalışıyor. Çalışan % 65’lik kesimin, % 43.5’i ise işgal devletinde asgari ücretin altında bir ücret almaktadır.
28.9.2000 tarihinde başlayan Aksa İntifadası’ndan sonra Kudüs halkının yaşam koşulları daha da kötüleşti. İntifada yılları içinde Kudüs’te işsizlik oranı % 45’e, fakirlik oranı % 80’e, fakirlik altında yaşayan çocukların oranı ise % 76’ya ulaştı. İntifadanın ilk yıllarında işgal güçleri Filistinlilerin çalıştığı 345 tesisi kapattı. Bunlardan 220 tanesi eski Kudüs’te bulunuyordu. Arkasından utanç duvarı geldi. Utanç duvarı, şehir dışında yaşayan 100.000 Kudüslünün Kudüs’teki işyerlerine ulaşmalarını engellediğinden durumları daha da kötüleşti.
 

Kudüs’te Eğitim Gerçeği

Kudüs, geçmişte Filistin’deki ve hatta bölgedeki en önemli eğitim merkezlerinden biriyken bugün eğitim alanında son derece zor bir dönemden geçiyor. İşgalci 1967 yılında Kudüs’ü tam olarak işgal ettiğinden beri eğitim program ve politikalarını karmaşıklaştırarak şehrin eğitim gerçeğini tersyüz etmeye çalışıyor. Bugün Kudüs’teki okullar dört farklı idare tarafından yönetiliyor: İslami Vakıflar Müdürlüğü, özel ve milli okullar, UNRWA Yardım Teşkilatı ve işgal devletine bağlı resmi okullar. Bu okullarda Ürdün ve İsrail programlarına göre eğitim veriliyor. Kudüslü öğrencilerin % 53’ü bedava ve evlerine yakın olması sebebiyle İsrail okullarına gidiyor. Ancak bu okulların eğitim seviyesi çok düşük. İşgalci bu okullara en kötü öğretmenlerini gönderiyor ve öğrencileri ahlâken saptırmak için uyuşturucu ve fuhuş çetelerini okullarda yayıyor.

2003 yılında okul çağına gelmiş Kudüslü kız ve erkek çocukların sayısı 98.152’ye ulaştı. Ama bunlardan 39.888 kişi ya da yüzdelik oranla % 41’i okul sıralarına oturmaktan mahrum ediliyor. Bunun en önemli sebebi ise, Kudüslü öğrenciler için yeterli okulun bulunmayışı. Diğer nedenler ise öğrencilerin barikatlar ve tecrit duvarı yüzünden okullarına gidememeleri ya da ailelerinin fakir oluşu yüzünden okul masraflarını karşılayamamaları. Kudüslü lise öğrencilerinin % 50’ye yakın bir kısmı ise aileleri üniversite masraflarını karşılayamadığı için okullarını bırakıp iş hayatına yöneliyorlar.

İşgal altındaki Kudüs’te okul ve derslik sayısının az oluşu, en belirgini okula kaydolmama olan bir dizi sorun oluşturuyor. Kudüs’teki okulların % 41’i sınıf yetersizliğinden yakınıyor. 2006 istatistikleri, Doğu Kudüs’te rakamsal ifadesi 1354 olan çok ciddi bir derslik açığının olduğunu ortaya çıkardı. Bu açığın 2010 yılında 1883 derslik olması bekleniyor.

İşgal belediyesi mümkün olan her yolla okula gitmeyen Kudüslü öğrencilerin sayısını artırmaya çalışıyor. Ve sürekli olarak Filistinli öğrencilerin kaydının yapılmasını, bu okullarda onlara yer olmadığı iddiasıyla reddediyor. Okul inşaatı için ruhsat alma çalışmalarını da mümkün mertebe zorlaştırıyor. Kiralık binalarda kurulmuş okulların oranı Kudüs’teki okulların % 38’ini oluşturuyor. Bu kiralık binaların en belirgin eksikliği okul binası olmak için inşa edilmemiş olmaları. Okulların çoğu –özellikle de eski şehirdeki okullar- duvarlarında çatlaklar olan, yıkılmaya yüz tutmuş, havalandırma ve aydınlatma eksikliği bulunan binalarda hizmet veriyor ve laboratuar, bilgisayar, yazıcı, fotokopi makinesi, projektör vb. teçhizatın azlığından yakınıyor. Okul bazen birbirine uzak kiralık birkaç binada kuruluyor. Bu da öğretmenlerin ulaşımda vakit kaybına ve öğrencilerin disiplinsiz olmalarına yol açıyor. 

Kutsal şehirde eğitimin karşılaştığı en yeni sorun, Kudüslü öğrencilerin % 4’ünden fazlasının okullarını bırakmalarına, öğrenci ve öğretmenlerin çoğunun da istenilen vakitte okullarına ulaşmalarına engel olan etnik ayırma duvarıdır.
 

Kudüs’te Sağlık Gerçeği

2005 yılı itibariyle işgal altındaki Kudüs şehrinde doktor sayısı 353, diş hekimi 144, hasta bakıcı 652, eczacı 187’ye ulaşmıştır. Bunlar 11 sağlık merkezi, 59 eczane ve 568 yatak kapasiteli çeşitli hastanelerde görev yapmaktadırlar. Mekasıd Hastanesi, Matla’ Hastanesi, Kızılhaç Kadın-Doğum Hastanesi ve Göz Hastanesi bunların en önemlileridir.

Kudüs, Batı Yaka ve Gazze Şeridi’nde yaşayan Filistinlilerin tedavi gördükleri en önemli noktalardan biridir. Fakat karşılaştıkları utanç duvarı, Kudüs’e varmalarını zorlaştıran sabit ve geçici engeller, işgal güçlerinin Kudüs’e girmek isteyen Filistinlilere uyguladıkları zorunlu izin belgeleri, Filistinlilerin Kudüs’teki hastane ve sağlık merkezlerine ulaşmalarını engelliyor. Bu tür icraat ve keyfî muameleler sadece Filistinlileri tedavi hakkından mahrum bırakmakla kalmıyor, aynı zamanda bunun olumsuz etki ve zararları, maddi gelirleri büyük oranda Batı Yaka ve Gazze’deki Filistinli hastaların tedavisine dayanan Kudüs’teki sağlık kurumlarını etkiliyor.

2005 yılının istatistiklerine göre, Kudüs halkının % 8’inde sürekli tedavi gerektiren kronik hastalıklar bulunmaktadır. Yine aynı yılın istatistiklerine göre Kudüs şehrinde engellilerin oranı % 2,7’ye ulaşmıştır.

2006 yılında Kudüs’ü çevreleyecek şekilde yapılan utanç duvarı, şehrin içinde yaşayan Filistinli ailelerin % 65’i ile şehrin dışında yaşayan Filistinli ailelerin % 39’dan fazlasının şehirdeki hastane ve sağlık merkezlerine ulaşmalarını engelliyor. Aynı şekilde doktorların da şehirde yaşayan ailelerin % 63’ü ile şehrin dışında yaşayan ailelerin % 36’sına ulaşmasını engelliyor.

Yine 2005 yılının istatistiklerine göre, Kudüs’teki Filistinlilerin % 90’ı, işgal güçlerinin zorunlu tuttukları sağlık sigortasına kayıtlıdırlar. Fakat işgalciler büyük meblağlar tutan bu zorunlu sigorta mukabilinde Filistinlilere istenen hizmetleri sunmuyorlar. Bu durum ise Filistinlilerin % 77’sinin sağlık hizmetlerinden yararlanmak için özel sağlık kurumlarına başvurmak zorunda kalmalarına neden oluyor. Haliyle bu kendilerine çok ağır bir yük yüklerken, diğer yandan da fakir Kudüs halkının şehirlerinde bulunan iyi sağlık koşullarından mahrum kalmaları anlamına geliyor. Ayrıca, iflasın eşiğinde olan bu kurumlar, zaten Filistinlilere bedava hizmet de sunamıyor.
 

Kudüs’te Hukuksal Durum

 Friday 16 November 2007, 02:41 PM

İşgalciler 1967 yılında Kudüs’ü tam olarak işgal ettiklerinden beri, şehrin doğu kısmını da “İsrail” olarak gösterdikleri bölgeye ilhak etmeyi amaçlayan ve orada yaşayan Filistinli nüfusun üzerinde güç ve hâkimiyetlerini sağlamlaştıracak çok sayıda kanun çıkardılar. İşgalin ilk günlerinde idari ve yasamaya ait bütün güçlerin yeni askeri yönetime devredilmesi kararı çıktı. Bundan sonra işgal parlamentosu 27.6.1967’de, Kudüs’ün doğu yakasını ve civar bölgelerinin bir kısmını resmi olarak işgal devletine katan üç kanunu onayladı. Böylece şehrin doğu bölümünde, işgalcilerin kanunları ve adalet sistemi uygulanır oldu. Bölge idari işlerde de işgal belediyesine tabi hale geldi. İşgalci bu kararında, stratejik mevkilerdeki hâkimiyetini ve güvenlik kanadını ihmal etmeden asgari Filistinli nüfusu ve azami toprak parçasını kendine katmaya özen gösterdi. Bunun peşi sıra, işgal hükümeti şehri tam anlamıyla istila edebilmek için belediye meclisini kapatıp Kudüs valiliğini de Filistinlilere emanet etme kararı aldı.

Şehrin doğru yakasını ilhak ettikten sonra işgal devletini zorlayan en önemli kaygı Kudüs’ün demografik durumuydu. Kudüs’teki Filistinli nüfusun ileride kendilerinden kurtulmanın mümkün olmadığı vatandaşlar olmalarına kapı açmamak için işgal yönetimi mavi kimlik kartı olarak adlandırılan oturum kartlarını keşfetti. Bu uygulama gereğince Kudüslüler önceden taşıdıkları Ürdün uyruklarını korudular. Ama kendilerine Kudüs’te oturma izni de verildi. İşgalci devlet kendisi için bununla birlikte Kudüs’ün asli sakini olan birinden birtakım gerekçelere binaen mavi kartı alabilme hakkı da getirdi. Buna göre bir Kudüslü, bu süre zarfında Kudüs’te yaşadığını vergi bordroları, elektrik, su ve sosyal güvence faturaları kanalıyla ispat edemezse, en az yedi yıl işgal altındaki topraklar dışında kalırsa, herhangi bir devletten oturum izni alırsa veya Ürdün uyruğu haricinde bir uyruğa geçerse mavi kartı alınıyor. İşgal yönetimi, 1995- 2006 yılları arasında Kudüslü 6.000 aile reisinden mavi oturum kartlarını geri aldı. Bunun sonucunda onların aileleri de oturum haklarını kaybettiler. Kudüs’teki oturum hakkının kaldırılmasından fiili olarak şehir nüfusunun yaklaşık 20.000’i etkilendi.

İşgal devleti 1953 yılında çıkarılan “Kamu Yararına İstimlâk Kanunu”na dayanarak Doğu Kudüs topraklarından toplam yüzölçümün % 34’üne denk gelen yaklaşık 24 km²’lik alanı müsadere etti. Ve bu müsadere edilmiş alan üzerinde 47.000’den fazla yerleşim biriminin inşa edildiği 15 yerleşim kolonisi kuruldu. Bu kolonilerin en önemlileri “Fransız Tepesi”, “Ramat İşkol”, “Nefi Yekuf” ve “Gilo”dur.

İşgal devleti 30.7.1980’de ilk defa açıkça bütün ve tek bir güç altında birleştirilmiş Kudüs’ün İsrail’in başkenti ve devlet başkanının, parlamento, hükümet ve yüksek mahkemenin merkezi olduğunu açıkladığı “İsrail’in Başkenti Kanunu”nu çıkardı. Uygulama düzeyinde bu kanun yeni bir şey getirmedi ancak işgal devletinin, genelde uluslararası ve Arap ülkeleri düzeyinde, özelde de o dönemde Batı Yaka kendisine bağlı olduğu için Ürdün tarafından gösterilen tepkilere kayıtsız kalmasına sebep oldu. Gerçekte uluslararası alanda gösterilen tepkiler kınamalardan, temsilcilik ve konsoloslukları Kudüs’ten çekmekten öteye geçmedi. Ama bunun işgal devletiyle olan ilişkilere genel anlamda bir etkisi olmadı.

İsrail’in Başkenti Kanunu’nun çıkarılmasından 14 sene sonra, tam da işgalciyle FKÖ arasında Oslo Anlaşması ve yine işgalciyle Ürdün arasında Vadi Araba Anlaşması’nın imzalanmasıyla aynı zamana denk gelen 9.5.1994 tarihinde işgal parlamentosu Kudüs’ün sonsuza kadar İsrail otoritesi altında birleşmiş bir şehir olarak kalacağını öngören yeni bir kanun çıkardı. Çünkü işgalciye göre Kudüs ve civarındaki bölgeler siyaset ya da güvenlik konusu değildir; o sadece Yahudi halkının ruhudur.

İşgalci, 1950 yılında çıkan Kayıpların Mülkleri Kanunu’nu Kudüs’te işgal dönemi boyunca hiç uygulamadı. Söz konusu kanunun tanımlamasına göre “Bağımsızlık Savaşı” esnasında İsrail’in herhangi bir parçası üzerinde bulunup da “İsrail toprakları” dışında (yani Batı Yaka ve Gazze bölgesinde) yaşayan bir kimsenin mülkleri kayıp kişi mülkü addedilir ve koruyucusuna (yani İsrail’e) devredilir; bunun karşılığında da kendisine herhangi bir tazminat ödenmez. Fakat ilginçtir ki 2005 yılının ortalarında tecrit duvarının yapımının tamamlanmasıyla beraber işgalci, bu duvarın dışında kalan herkesi “kayıp” hükmünde sayarak, bu kişilerin mülklerine ulaşamadıkları gerekçesiyle onların mülklerine el koyma hakkının doğduğunu ileri sürdü.
 

Kudüs’te Yerleşim

Kutsal şehir Kudüs yasal yönden, Kudüslüleri göçe zorlama ve gelişmelerine engel olma amacı güderek zalimane bir politika izleyen işgal belediyesine bağlı olduğundan bu şehirdeki yerleşim Filistin Özerk Yönetimi’ne bağlı diğer şehirlerden farklı bir hal alır. Bu zalim politikanın en belirgin görüntüsü, Kudüslülerin inşaat ruhsatı almalarına engel olmaktır. İşgal güçleri Yahudilere verdiği her 8 inşaat ruhsatına karşılık Filistinlilerin sadece bir bina yapmasına izin vermektedir. Bu durum Kudüs’teki Filistinlilerin beşte birinin yasal olmayan ve yıkım tehlikesiyle karşı karşıya olduğu bilinen binalarda yaşamasına ve Kudüslü ailelerin üçte birinin, aylık gelirlerinin üçte birini yatırdıkları kiralık evlerde ikamet etmelerine sebep olmaktadır. Buna ek olarak; Kudüs’teki işgal belediyesi, bu toprakların yeşil alan, tabii koruma alanı ya da güvenlik bölgesi olduğunu gerekçe göstererek Kudüslülere topraklarının % 86’sından fazla bir kısmı üzerinde inşaat yapma izni vermemektedir. Bu semtlerde yaşayanların Kudüs’teki belediyenin topladığı vergilerin toplamının % 26’sını ödemelerine rağmen belediye, Filistin semtlerine aydınlatma, bakım ve diğer temel hizmetleri sunmaktan kaçınmaktadır.

İşgal güçlerinin Kudüslülerin aleyhinde izlediği inşaat izni vermeme politikasının bir neticesi olarak 2002 yılının sonunda Doğu Kudüs’teki dairelerin sayısı sadece 33.683 daireye ulaşmıştır.  O vakit bu dairelerde yaklaşık 385.381 Kudüslü oturmaktaydı. Bu da bir daireye 11 kişinin düşmesi demektir. Bu daireler o vakit Doğu Kudüs’teki daire sayısının % 19’unu oluşturuyordu.

İşgal belediyesi, Kudüslülere inşaat izni verdiği ender durumlarda dahi bu binaların katlarını en iyi şartlarda üç ya da dört katı geçmeyecek şekilde sınırlıyor.

Kudüs’te yaşayan Filistinli ailelerdeki fert sayısı ortalaması yaklaşık 5.6 kişiye ulaşırken yerleşimci ailelerindeki fert sayısı ortalaması 3.2 kişiyi geçmez. İşgal altındaki Kudüs’te bir yerleşimciye ayrılmış mesken alanı kişi başına 23.9 m²ye tekabül ederken, Filistinlilerde kişi başına mesken alanı 14 m²yi geçmemektedir. Bu, Kudüs’teki Filistinlilerin evlerinin kalabalık olmasına sebep oluyor. Filistinlilerde ikamet edilen yerlerdeki yoğunluğun oranı bir odaya 1.9 kişi iken, bu oran yahudi yerleşimcilerde bir odaya bir kişi şeklindedir.

Eski şehirin her bir semti mahallelere ayrılır. Her mahallesi birbirine bağlı ve bitişik ev ve odalardan oluşan avlulardan müteşekkildir. Bu mıntıkada bulunan evlerin % 62.4 gibi büyük bir orana tekabül eden kısmı, alanı 42.3 metrekareyi geçmeyen bir bina içerisinde bulunan çok küçük dairelerden ibarettir. Bu da eski şehirde yaşayan bir kişinin ikamet alanı ortalamasının 5.5 metrekareyi geçmediği anlamına gelir. Bu durumun da Filistinli ailelerin eski Kudüs’ten göç etmelerinde payı büyüktür.

Evleri yıkma politikası, Kudüs’ün yerlilerini göçe zorlamak ve mallarına el koymak için işgal güçlerinin kullandığı en önemli araçlardan ve yine Kudüslülerin yakındığı istikrarsızlığın en bariz sebeplerinden sayılır. İşgal yönetimi, sadece 2005–2006 yılları arasında 198’e yakın evi tamamen ya da kısmi olarak yıktı. İşgalci güçler, Filistinlilerin oturdukları evleri genellikle ruhsatı olmadığı gerekçesiyle yıkıyorlar. Bu güçler aynı zamanda istedikleri zaman Kudüslülerin evlerini yıkabilmek için onlara yeni inşaat izni vermekten de kaçınıyorlar.
 

Kudüs’te Toplumsal Durum

Diğer Filistinliler gibi işgal altındaki Kudüs’te yaşayanlar da işgalcinin sürekli olarak yaptığı saldırılardan muzdariptir. 1988’den 2006’ya kadar 200’den fazla Kudüslü işgal askerleri tarafından şehit edildi. Mart 2007 istatistiklerine göre, işgal hapishanelerinde yaklaşık 525 Kudüslü esir bulunuyor. Bunların % 38’i 20 yıldan fazla hüküm giymiş durumda. Bu dosyaya ayrıca takip altına alınmayan ve kayıtlara geçirilmeyen tutuklama, dayak, hakaret, hareketlere kısıtlama getirme ve bunun haricinde işgal askerlerinin Filistinlilerin ve Kudüslülerin haklarına yaptıkları saldırı vakalarını da ekleyebiliriz. 

İşgalcinin Kudüslüleri hedef alması sadece ferdi saldırılarla sınırlı kalmayıp toplumu bir bütün olarak hedef almaya kadar uzanır. Bu da bizzat işgal devletinin gözetimindeki örgütlü birimler kanalıyla Kudüslü gençler arasında sigara ve uyuşturucu gibi tehlikeli maddelerin yaygınlaştırılmasına çalışılarak yapılıyor. İşgalci tarafından yürütülen yoğunlaştırılmış bu kampanya, Kudüs toplumundaki gençlerin arasında uyuşturucu bağımlılarının ve sigara kullananların artmasına sebep oldu. 2006 yılında sigara içenlerin oranı 18 yaşın üzerindeki kişilerde % 25’e ulaşırken uyuşturucu bağımlılarının ve kullanıcılarının oranı aynı yaş grubundaki gençlerde -altı bini bağımlı on beş bini kullanıcı- yaklaşık % 8.7’ye ulaştı.

İşgalci devletin Kudüs’ün etrafına ördüğü ırkçı ayrım duvarı, Filistinli ailelerin % 30.5’ten fazlasının yakınlarından ayrılmasına sebep oldu. Çünkü duvarın her iki tarafı arasındaki geçişler, işgal devletinin özel iznini gerektiriyor.

Kudüslüler bu şehirdeki işgal belediyesinin sunduğu hizmetler için gerekli olan toplam masrafın % 26’sını karşılamalarına rağmen belediye Doğu Kudüs’e sunacağı hizmet için bütçesinin sadece % 5’ini tahsis ediyor. Bu da Kudüslülerin belediyenin verdiği hizmetlerden yararlanmalarında büyük aksaklıklara neden oluyor. Şöyle ki; evlerin % 60’ı sağlıklı bir elektrik şebekesine sahip değil, Doğu Kudüs’teki evlerin % 50’sinin su boru hatları çok eski ve yenilenmesi gerekli. Buna ek olarak yol bakım çalışmaları, aydınlatma, çöp toplama, otopark, bahçeler ve diğer hizmetlerde de büyük oranda eksiklikler var.
 

Eski Şehir Hakkında

Yüzölçümü ve Genel Bilgiler:

Eski şehir veya Eski Kudüs, Kudüs şehrinin merkezidir. Kanuni Sultan Süleyman’ın yaptırmış olduğu surların içinde yer alır. Yüzölçümü 871 bin m2’dir. Yani bir km2’den azdır. İçinde yaşayan nüfus 31.000’dir. Denizden yüksekliği 750 m’dir. İslâmî vakıf mülkleri tüm yüzölçümünün % 43.7’sini oluşturur. Kiliselere ait gayrimenkuller ve Hıristiyan vakıf mülkleri ise % 46.3’ünü oluşturur.

 

Tarih:

Kudüs şehri M. Ö. 3000 yılında Yebusiler tarafından kuruldu. Yebusiler ise Kenanilerin bir koluydu. Onların bu şehir üzerindeki hâkimiyetleri 1325 yıl yani M. Ö. 1675 yılına kadar sürdü. Sonra şehir Heksosların hâkimiyetine geçti ve 164 yıl onların hâkimiyetinde kaldı. M. Ö. 1656 yılında Hz. Yakub (a.s.), peygamber olarak görevlendirildi. Heksoslardan sonra Kudüs’e yaklaşık 200 yıl boyunca Firavunlar hükmettiler. M. Ö. 1004 yılında Peygamber Davud (a.s.) Filistin’e girerek adalet ve hak sultanlığını kurdu. Ondan sonra Peygamber Süleyman (a.s.) yerine geçti ve o da M. Ö. 923 yılında vefat etti. Ondan sonra kurduğu sultanlık ikiye ayrıldı. Kuzeyde İsrail kuruldu ve 202 yıl ayakta kaldı. Sonra M. Ö. 721 yılında Aşurilerin hâkimiyeti altına girdi. Güneyde de Yehuda devleti kuruldu. Kudüs de bu devletin hâkimiyeti altındaydı. O da 337 yıl ayakta kaldıktan sonra M. Ö. 586 yılında Babilliler tarafından yıkıldı. Bunun ardından Kudüs’e arka arkaya, 184 yıl Farisiler, 188 yıl da Yunanlılar hükmettiler. Bu arada Mukabiler 117 yıl boyunca, Yunan hâkimiyeti altında Kudüs’ün şehir yönetimini ellerinde tuttular. Bunlar da bir tür özerklik elde etmiş Yahudi krallarıydı. Ardından Romalılar hâkimiyeti ele geçirdiler. Onlar, yahudilerin M. S. 135 yılında çıkardıkları isyan sebebiyle şehri ateşe vermek suretiyle yahudilere ait her şeyi yok ettiler. M. S. 326 yılında Hıristiyanlık Roma İmparatorluğu’nun resmî dini oldu. O zaman İmparator Konstantin’in annesi Kraliçe Helena Filistin’e gelerek Kıyamet Kilisesi’ni inşa ettirdi. 395 yılında Roma İmparatorluğu’nun doğu ve batı diye ikiye bölünmesinden sonra Kudüs, Bizans İmparatorluğu’nun hâkimiyetine geçti.
619 yılında İsra ve Mirac olayı yaşandı. Bu olayda Resûlullah (s.a.s.) gece vaktinde Mescidi Haram’dan Mescidi Aksa’ya getirildi, oradan da göklere yükseltildi. 636 yılında da Hz. Ömer (r.a.)’in gerçekleştirdiği fetihle Kudüs İslâm hâkimiyetine girdi. Bu hâkimiyetle birlikte şehre huzur hâkim oldu ve 1099’da gerçekleşen haçlı işgaline kadar devam etti. Haçlı işgali 88 yıl boyunca, 1187’de Müslümanların Salahuddini Eyyubi’nin komutasında Kudüs’ü işgalden kurtarmalarına kadar sürdü. Bundan sonra şehir yeniden İslâm hâkimiyetinin getirdiği huzura kavuştu. 1967’de ise Siyonist işgalin hâkimiyetine geçti. Böylece 1243 yıllık İslâm hâkimiyetinden sonra Müslümanlara ve Hıristiyanlara ait tüm kutsal mekânlar Siyonistlerin esareti altına girdi.

 

Dinî Önemi:

Kudüs’ün eski beldesinin dinî açıdan büyük bir önemi var. Orası peygamberler toprağı, iman davetlerinin mekânıdır. Müslümanların nazarında göklerin kapısıdır. Resûlullah (s.a.s.) oraya yürütüldü ve oradan göklere yükseltildi. Oranın içinde barındırdığı Mescidi Aksa, Müslümanların namazlarında ilk kıbleleri olmuştur. O cami aynı zamanda ziyaret için yolculuğa çıkılacak üç camiden biridir. Peygamber (s.a.s.)’in miraca çıkarken bastığı kaya ve yeniden diriliş ve yayılma mekânı olacak yer oradadır. Orası aynı zamanda mukaddes toprak ve etrafı mübarek kılınmış beldedir.
Hıristiyanların nazarında ise orası Mesih (a.s.)’in davet mekânı ve onun mucizelerine şahit olmuş yerdir. Düşmanları orada ona karşı komplo kurdular. Oranın, İsa (a.s.)’ın yeniden dirilişine şahit olmuş ve defnedildiğinde cesedini bağrına basmış mekân olduğuna inanırlar. Orası her yıl dinî ziyaret için yöneldikleri mekândır. İsa (a.s.)’ın defnedildiğine inandıkları kutsal kabrin bulunduğu mekâna inşa edilmiş Kıyamet Kilisesi oradadır. Aynı zamanda adında da ifade edildiği üzere düşmanlarının, aleyhine komplo kurmalarından sonra İsa (a.s.)’ın kalkışına şahit olduğuna inanırlar. (Kıyamet kalkış anlamına gelir.)

Mescidi Aksa

İki kıblenin birincisi ve yeryüzünde insanların ibadet yapmaları için Mescidi Haram’dan sonra inşa edilmiş ikinci camidir. Mescidi Haram ve Mescidi Nebevi’den sonra, ziyaret için yola çıkılacak camilerin üçüncüsüdür. Resûlullah (s.a.s.) gece vaktinde oraya yürütüldü ve oradan göklere yükseltildi. 144 bin m2’lik bir alana kurulmuştur. Caminin surları içinde herhangi bir mekânda kılınacak namaz beş yüz namaza denktir. Mescidi Aksa’nın on açık, dört kapalı kapısı mevcuttur.
Mescidi Aksa birkaç mescidi kapsar. Bunlar: Kıble Mescidi, Eski Mescit, Burak Mescidi, Mağribliler Mescidi, Kadınlar Mescidi ve el-Mervani Namazgâhı. Bununla birlikte dört minaresi, 15 kubbesi, 12 medresesi, sekiz kemeri, birkaç sebili, mihrapları, musallaları, kullanılan kuyuları, biri batıda diğeri kuzeyde iki revakı mevcuttur.
 

Kıyamet Kilisesi

Hıristiyanların en eski ve en kutsal kiliselerindendir. Batılılar tarafından Kutsal Kabir Kilisesi olarak bilinir. M. S. 335 yılında Kraliçe Helena veya Kral Konstantin inşa ettirmiştir. O mekâna üç ayrı bina inşa edilmiştir. Birincisi, Hıristiyan inancına göre İsa (a.s.)’ın gerildiği haçın konduğu yere inşa edilen Culcula Kilisesi’dir. Bugün Kıyamet Kilisesi içinde sağ yana düşer. İkincisi kutsal kabrin üzerine inşa edilmiştir. Burası Hıristiyanların, İsa (a.s.)’ın defnedildiğine inandıkları yerdir. Üçüncüsü ise kilisenin yerinin tayin edilmesinde yararlanılan üç haçın bulunduğu kuyunun üzerine inşa edilmiştir. Fakat Haçlılar 1099’da Kudüs’ü işgal ettiklerinde söz konusu üç binayı mimarî yönden haç şeklinde birleştirmişlerdir.

Kıyamet Kilisesi, eski şehrin hemen hemen ortasına düşer. Bu kiliseye, Kıyamet Alanı olarak adlandırılan Fesih Meydanı’ndan girilir. Burası Mar Yakub, Meryem el-Mecdeliyye, Kırk Şehit ve Mar Yuhanna kiliselerini içine alır. Kıyamet Kilisesi binalarının ortasında kutsal kabre bitişik Yarım Dünya Kilisesi yer alır.

Kıyamet Kilisesi’nin ve içinde ibadet edilmesinin hizmetlerini Kudüs’ün üç büyük kitlesi birlikte yürütmektedir. Bunlar Ortodoks kitle, Katolik kitle ve Ermeni Ortodoks kitledir. Kıyamet Kilisesi’nin anahtarları Kudüslü iki Müslüman ailede bulunmakta ve o ailenin fertlerine tevarüs etmektedir. Bunlar Nuseybe ailesiyle Cude ailesidir. Bu uygulama Hz. Ömer (r.a.)’in şehri fethetmesinden buyana böyle sürmektedir. Bu da kutsal şehirde Hıristiyanlarla Müslümanların bir arada barış içinde yaşamalarının bir simgesidir.
 



 Sİtede Ara

     Gelişmiş Arama







  Her Hak Saklıdır © 2017, Uluslararası Kudüs Buluşması.

Yukarıya Yukarıya